• anonim hesap

    .
    Sözlükteki görevi kim ne yazmış, kim ne paylaşmış onlara bakıp insanlara göndermeli ve laf sokucu başlıklar açan küçüklükte ağır travmalar geçirdiğini düşündüğüm kırık bir tip.
    10 ... alem buysa kral benim aq
  • pkklı cenazesine katılmayana soruşturma açtırırım

    .
    Çaldığı tek şey saz olan selo başganın açıklamasıdır.
    Ha pardon, çaldı bir şey daha vardı, cihangir solcularının kalbi.
    9 -4 ... pillars of creation
  • türban özgürlüktür

    .
    türban değil, türban takma özgürlüğü olabilir ama şu da var ki hiç bir din insanları özgürleştirmez kendince doğru saydığı kuralları insanlara dayatır. O sebeble bir dine inanıp özgürlükten falan bahsetmek en iyi tabirle komiktir.
    4 ... husamettin cintonik
  • said i nursi

    .
    Nihal Atsız'ın muhteşem yazısı bu yobazı her yönüyle anlatmış okumanızı tavsiye ederim.

    Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk, “Saîd-i Nursî” adında cahil bir Kürdün peşine takılmış cahil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Saîd-i Nursî”nin o çetrefil ve cahil Kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.

    Saîd-i Nursî denilen adam, eskiden Saîd-i Kürd-î diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, Şafiî mezhebinden bir Kürttür. Mütareke yıllarında istanbul sokaklarında millî Kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. Bu cakacı Kürt kendisine “Bedîüzzaman” demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. Bedîüzzaman, “zamanın harikası” demektir. Kürt Said cidden zamanın harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da onbinlerce, belki yüzbinlerce Türk”ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten zamanın bir harikasıdır.

    Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular Türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, Kürt Said de ortaya Müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürtçülük davasını açıkça güdemiyeceği için, Türkçülüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor. Müritlerine veya kendi tabiriyle Risâle-i Nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olma ihtimali varmış. Tabiî, dağdaki Kürdün bu büyük ve ilâhî buyruktan haberi olamıyacağı için, o evlenecek ve Kürtler çoğalacak. Herkesin sözüne inanan saf Türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmiyecek, böylelikle Türk soyu azalacak ve Kürt Şeyh Said”in 1924”de yapamadığını, Kürt Molla Said (yani Bedîüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak.

    Kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, Zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu Müslümanlık adı altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? Urfa”daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip Ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak Kürt Said”in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? Millî talihsizlik, akıl hastanesi kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. Ciddi tedbirler alınmazsa, bu dinî cinayet daha yıllarca sürecektir.

    Nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak onbinlerce satarlar. Bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan Nurcular vardır. Bunları satarak sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları, Kürt hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse birşey anlamaz. Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.

    Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da bir tane yollamışlardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde, Kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.

    işte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatın da şeyhi, pirî olan, kendisinden “efendi hazretleri” diye söz ettikleri Kürt Said”in seviyesi budur.

    Fizikten, titreşimden haberi olmayan, müsbet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu kadar düşünür. Fakat bilgisizliğini de anlamaktan âciz olan o kara cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, Türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. Nur risalelerinin birinde, Ye”cüc Me”cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi “akvâm-ı vahşiyye” (yani vahşi kavimler) olduğunu yazmıştı. Sevsinler medenî Kürdü!… Özbek, Kırgız ve Tatarlar arasında okuyup yazma nisbeti % 90”dır ve aralarında atom bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce bilgin ve uzman bulunmaktadır.

    Kendisini Nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, Kürt Said”de ne bulduğunu kendisinden sormuştum. “Kuran”ın en güzel tefsirini yapmıştır.” diye cevap vermişti. Bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, Kuran”ın şimdiye dek en büyük islâm bilginleri tarafından üç islâm dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. Bunu kendisine boşuna anlatmaya çalıştım. Bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın dışına uğramıştı. Bir safsataya inanla uğraşmak neye yarar? Bugün devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine gitmektir.

    Bana gör Tîcânilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız ve zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat insanlığın mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez.

    Türkiye”de gerçek ülkü olan Türkçülük türlü bahanelerle baltalanmasa, gerçek Türkçü olan eski “Milliyetçiler Derneği” 1953”de kapatılmasaydı, bunlara gelişme imkanı verilseydi, bugün memlekette partiler üstünde, gayet ateşli ve şuurlu bir milliyetçi topluluk bulunacak, hükümetler güç durumlarda bunlardan yardım isteyebileceklerdi.

    Türkçülük insanlara hiçbir vaitte bulunmuyor, maddi veya manevi birşey vermiyor. Yalnız istiyor… Fedakarlık ve feragat istiyor. Nurculuk ise cennet va”dinde bulunuyor. Ebedî saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler va”dediyor…. Kafası işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar tabiî Nurculuğu seçecektir. Netekim bunu kendileri de söylüyor “Türkçülük mezara kadar… Ondan sonra ne olacak?” diyor… Tabiî ondan sonrasını kendilerine Kürt Said hazırlayacak.

    Kürt Said”in 1327 ( = 1909 ) yılında, istanbul”da Vezir hanındaki ikbal-i Millet matbaasında basılmış bir eseri vardır. Adı: “iki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î” dir. Kendisinin Saîd-i Kürd-î Yani Kürt Said) olduğunu tastik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini “Bedîüzzaman” diye taktim etmektedir. Eserin tâbii, yani editörü de “Kürdîzade Ahmed Ramiz” dir. yani dört başı mâmur bir eser. Bu 48 sayfalık eserin “hâtime” kısmı (44-48. sayfalar) Kürt Said”iin içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. Bunun aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazıldığı için açık Türkçeye çeviriyorum: Ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. ( = Soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalır. )

    Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!… Beşyüz sene yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa”ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz”iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. ( = Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vhşet sahrasında yağma edecektir. ilâhi hikmet denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan Tanrı”nın nurlu kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: Ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teşkili ile Kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek islâm ve Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz.)

    Görülüyor ki Kürt Said, zavallı Kürtlere eski Asur ve iran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir Kürt milliyetçisidir ve çapraşık acemî ifadesiyle Kürtleri Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye çağırmaktadır. Bunun hiçbir tevili, tesfiri yoktur. Beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir islâmcı değil, bir Kürtçü olduğunu kabule mecburdur.

    Bundan sonrasını, zaten anlaşılmaz ve bozuk ifadeli metinden sıyırarak yalnız tercümesini (evet, bu kelime yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları boşuna yormaktan alıkoyacağım. Bundan sonra Kürt Said şöyle diyor:

    Süphan ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriata dayanmış olan hürriyet sultanı yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için “fen, sanat ve silâh başına, ileri arş” emrini veriyor.

    Hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus kalmış ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu üstünde olan cehalet ve gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya teşebbüs etmiş bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmış olan seciyenizi maarifin hayat suyu ile sulamanın vaktidir. Yoksa kuruyup çürüyecektir.

    ihtiyaç denilen, medeniyetin babası ve ilerlemelerin kurucusu olan üstad, sillesini kaldırmış, size hükmediyor: Ya hayat ve hürriyetinizi bu vahşet sahasında yağma ettireceksiniz, yahut medeniyet alanında fen ve sanat balon ve trenine binerek istikbali karşılayacak ve olgunluğun Kâbesine koşacaksınz.

    Milliyet denilen mâzi derelerinde, hâl sahralarında ve istikbâl dağlarında çadır kurmuş olan Rüstem-i Zâl ve Selâhaddin-i Eyyubî gibi, herkesi başkasını haysiyet ve şerefiyle şereflendiren ve yüksek duyguların timsali olan milliyet fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir milletin hayatının mâkesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin müşahhas misali oldunuz. Şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira, maksadın büyümesiyle himmet de büyür ve millî hamiyetin galeyanıyla ahlâk da yükselir.

    Kavimlerin saadetinin sebebi olan ve millî hakimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan hürriyetteki cüz”i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve şer”î meşveretin mayasıyla mayalandıran meşru meşrutiyet, sizi imtihan meclisine davet ediyor. Erginlik çağına vardığınızı ve vâsîye ihtiyacınız olmadığını görmek istiyor. imtihana hazırlanınız. Varlığınızı birleşerek gösteriniz. Millî hamiyet ve şahsî fikir ve vicdanınızı milletin müşterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. Yoksa sıfır alacaksınız ve hürriyet şahadetnamesi elinize verilmeyecektir.

    Mâzide dağınıklığınıza sebebiyet veren birinizdeki bencillik fikri şimdi istikbalin medeniyet saadethanesinde icad fikrine, şahsî teşebbüse ve hürriyet fikrine inkılâb edecektir. Hattâ diyebilirim ki, başkalarının sükûtî medreselerine nisbetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmî mebuslar meclisini gösteriyor. imam arkasında fatihalar okuduğunuz zamandaki semâvî ve rûhânî vızıltılarınızda, mezhebî ve kavmî mahiyetinizdeki istidat, meşrutiyet sırrına kaderin bir îmâ ve nişanı vardır.

    “insan için çalışmaktan başka yol yoktur” sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür. Her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. Millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. insanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. Anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. Zihin çatallaşmaz, O zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. Millî dille görünen herşey hoş gelir. Millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. O da Mutkili Halil Hayâlî Efendi”dir. Millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf ( = gramer ) ve nahvini ( = sintaksını ) vücuda getirmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine ratgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır.

    işte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. Onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.

    Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî

    Kürt Said”in tam bir Kürt milliyetçisi olduğunun bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. Böyle olmayıp da, yalnız geri kalmış Kürtleri kalıkındırmak amacı gütseydi, onlara “Bilgi sahibi olun” demekle yetinir, medeni ve ebedî Türkçe dururken, millî dil diye kaba ve iptidaî Kürtçeyi tavsiye etmezdi. Meşrutiyetin memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevşemesinden faydalanarak, Türkiye”yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini gerçekleştirmek isteyen Hıristiyan tebaalar gibi, bu müslüman kardeş de imparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmiş olan Türkleri vurmaya çalışıyor. Kendilerine tarih ve şeref uydurmak ihtiyacında olan bütün iptidaî cemaatler gibi, roman kahramanı olan Zâloğlu Rüstem”i ve ancak anası Kürt olan Selâhaddin Eyyubî”yi Kürt kahramanı diye ileri sürüyor. Kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. Kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. Tabiî devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, Saîd-i Kürd-î adını Saîd-i Nursî yaparak ve Nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek, bir din mürşidi gibi ortaya çıkmaya başarıyor.

    Bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu davranışı değil, onbinlerce, belki yüzbinlerce gafil Türk”ün, bu cahil Kürd”ün arkasından gitmesi, onun cahilâne ve hâinâne öğütlerine körü-körüne boyun eğmesidir.

    Şimdi bu gafil Türklere hitap etmek istiyorum:

    Siz, Türk ve Müslüman mısınız? Türkseniz, hangi sebeple cahil bir Kürdün ardından gidiyor, onun telkinleriyle kendi ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz? Aranızda “Türkçe de dil mi?” diyen ahmaklar, resmî dilin Arapça olmasını isteyen hainler var. Siz ne biçim Müslümansınız ki, cahil bir Kürd”ün telkini ile evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetişir de günaha gireriz diye bekâr kalmaya azmediyorsunuz? Putperest olduğunuzun farkında değil misiniz? Bir cahil Kürd”ün sakalını, tırnaklarını, abdest aldığı suyukutsal emanetler gibi saklamak hangi Müslümanlığın, hangi insanlığın, hangi temizlik kaidesinin, hangi şuurun işidir? Uyanın! Radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir budalanın müridi olarak eşe dosta, dosta düşmana karşı gülünç olmayın. Müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir. Onun yeni baştan açıklanması için Kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur.

    Bana bu yazıyı yazdıran, Trabzon”dan yollanan acayip bir nesne oldu. Çok küçük boyda, 8 yapraklık bir broşür olan bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir Said-i Kürd-î reklamıdır. Gönderen, O. Nuri Kurt adında tanımadığım birisidir. içinde Kürt Said”in sayıklamalarından parçalar var. ikinci yaprağın ikinci yüzündeki şu hezeyana bakın:

    “Aziz, sıddık kardeşlerim:

    Siz kat”î biliniz ki, risâle-i nur şakirtlerinin meşgul oldukları vazife rûy-i zemindeki en muazzam mesâilden daha büyüktür.”

    ***

    Evet! Sizin vazifeniz cidden büyüktür. Haçlıların, bozuk iradenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı Türkiye”yi cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatinizle yıkacaksınız. Türklüğü inkâr ederek, şeriati Anayasa ve Medenî Kanun durumuna getirerek, evlenmiyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak, eski yazıyı getirip Arapçayı resmi dil yaparak, islâmiyetten önceki tarihimizi küfürdür diye kitaplardan kazıyarak Türklüğü yıkacaksınız. Bunu yaparken, ölü Stalin”le, sağ Makaryos”un müttefiki olduğunuzun asla farkında olmıyacaksınız. Müslüman geçindiğiniz halde Peygamber”in “Evlenip çoğalınız” anlamındaki hadîsini hiçe sayarak, Kürt Said”in evlenmemek hususundaki hezeyanlarına baş eğmekle kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında olmıyacak kadar acınacak yaratıklarsınız.

    Neymiş o sizin meşgul olduğunuz büyük vazife? Bir odaya kapanıp Kürt Said”in hezeyanlarını okuyarak kendinizden geçmek mi? Bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhî tababetin ve marazî ruhiyatın konusu olabilirsiniz. Kendisi genç ve güzel bir kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir zenci ile evlenen Amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen nesne değildir. Sizinki de kendi içinizde kalsa, Türklüğün aleyhine yönelmese, belki böyle sayılabilir. Fakat Cennet va”di ile gafilleri avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve Türklükten ayırıyorsunuz. Araplarla aramızda bir dâva oldu mu, mutlaka Arapları haklı buluyorsunuz. Türk – Arap savaşı olursa, “Din kardeşime silâh çekmem” diyorsunuz.

    işte, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla gösterdim. Onun bir Kürt milliyetçisi olduğu apaçık ortaya çıktı. Bu açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de Türklüğe dönerseniz, hoş… Yine eski sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan şüphe etmeli…

    Nihal ATSIZ, Ötüken, 7 Mart 1964, Sayı: 109
    4 ... y4b4n
  • atatürk ve kurtuluş savaşına iftiralara cevaplar

    .
    bazı maksadı belli vatan haini provokatörlerin ve bu provokatörler ile birlikte hareket eden kendini bilmezlerin son günlerde maksadını aşan iftiralarına verilen belgelere dayalı cevaplardır...

    atatürk ve kurtuluş savaşımıza, milli mücadelemize atılan iftiralar neydi?

    1)ingilizler neden tek kurşun atmadan istanbul'u terk etti?
    2)mustafa kemal ingilizlerle işbirliği yaptı, milli mücadelede ingilizler ile işbirliği içindeydi, ingiliz valisi olmak istedi.
    3)kurtuluş savaşında ingilizlerle neden hiç savaşılmadı?
    4)atatürk ingilizlerin isteği ile halifeliği kaldırdı.

    atatürk'e ve kurtuluş savaşımıza atılan iftiralar bunlar, şimdi belgeleri ile birlikte gerçekleri bilal'e anlatır gibi anlatmaya çalışacağım ve tüm bu iftiralara açık kapı bırakmayacak şekilde cevap vereceğim...

    her şeyden önce bu konuda konuşabilmek için o dönemin tarihi olaylar örgüsüne hakim olmak gerekir.
    öncelikle dönemin bazı tarihi olaylarını/gelişmelerini tarihleri ile birlikte vermek istiyorum.

    mondros mütarekesi: 30 ekim 1918
    1. dünya savaşının sona ermesi: 11 kasım 1918.
    istanbul'un işgali: 13 kasım 1918
    mustafa kemal'in samsun'a hareket etmesi ve samsun'a çıkışı: (16-19 mayıs 1919)
    amasya tamimi: 22 haziran 1919.
    erzurum kongresi: 23 temmuz 1919
    sivas kongresi: 4 eylül 1919.
    istanbul'un topyekün işgali ve idarenin işgalcilerin eline geçmesi: 16 mart 1920.
    tbmm'nin açılması: 23 nisan 1920.
    sakarya zaferi: 13 eylül 1921
    ankara antlaşması: 20 ekim 1921
    büyük taarruz: 26 ağustos 1922
    dumlupınar zaferi: 30 ağustos 1922
    izmir'in kurtuluşu: 9 eylül 1922
    türk ordusu'nun çanakkale boğazına girişi: 12 eylül 1922.
    mudanya mütarekesi: 11 ekim 1922
    türk ordusu'nun istanbul'a girişi: 19 ekim 1922
    saltanatın kaldırılması: 1 kasım 1922
    istanbul'un düşman işgalinden resmen kurtuluşu: 6 ekim 1923.

    evet, şimdi iftiralara cevaplara geçelim...

    1)ingilizler neden tek kurşun atmadan istanbul'u terk etti?

    istanbul'un işgali, bizim için 1. dünya savaşının resmen bitişi olan mondros mütarekesinin hemen ardından 13 kasım 1918'de başlamış, 16 mart 1920'de ise resmi bir işgale dönüşmüştür.

    takip eden aylarda ve senelerde şanlı türk kurtuluş savaşı sona ermiş, anadolu işgalden temizlenerek 9 eylül'de düşman izmir'den denize dökülmüştü.

    lakin bütün bu zaferlere rağmen işgal hala sona ermemişti.
    istanbul ve çanakkale işgal altındaydı.
    trakya işgal altındaydı.

    işte, izmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun hemen ardından, başkomutan mustafa kemal, ordunun çanakkale üzerine yürümesini emreder.
    emir gayet açıktır, müttefik kuvvetlerin herhangi bir direnişi ile karşılaşılacak olunursa, türk yurdunun gerçek bir vatan olabilmesi için gerekirse yeniden savaş dahi göze alınacaktır.

    aynı emir, izmir limanında demirli olan ingiliz savaş gemileri için de verilmiş ve izmir körfezindeki düşman unsurları aldıkları ultimatom sonrası türk karasularını terketmek zorunda kalmışlardı.
    atatürk ve kurtuluş savaşına iftiralara cevaplar

    (not: izmir limanındaki ingiliz gemileri için verilen bu ultimatomun tercümesini ileride mustafa kemal ile evlenecek olan latife hanım yapmıştır)

    çanakkale boğazına yürüme emri alan türk ordusu 2 gün içinde çanakkale boğazına varmışlardı.
    ingiliz hükümeti işgal kuvvetleri komutanı general harrington'a, "türk ordusu'nun çanakkale'ye girmesi halinde karşı konulmasını ve bölgenin ne pahasına olursa olsun savunulması" talimatını göndermişti.

    fakat çanakkale'de bulunan fransız ve italyan işgal kuvvetleri türk süvarilerinin bölgeye ulaşması ile birlikte geri çekildiler.
    (fransızlar ile 1921'de yapılan ankara antlaşması bunun en önemli sebebidir)

    böylece general harrington türk ordusuna karşı yalnız kaldı ve çıkacak yeni bir savaşın sadece ingilizlerin inisiyatifinde çıktığı algısı yaratmamak için bu sorumluluğu üstlenmedi ve londra'dan gelen emre rağmen direniş göstermedi.

    böylece türk süvarileri çanakkale müstahkem mevki komutanlığı karargahına türk bayrağını çekmişlerdi.
    lakin çanakkale boğazı hala düşman zırhlılarının kontrolündeydi, bunun üzerine türkiye, ingilizlere bir nota ve ultimatom daha verdi.

    savaştan yeni çıkmış yorgun türkiye, yeni bir savaşa hazırlanıyordu.
    britanya imparatorluğu da keza türkiye'nin bu restini görmüş, savaş hazırlıklarına başlamıştı.
    lakin konunun parlamentoda görüşülmesi esnasında lloyd george hükümeti karşısında son derece sert ve kararlı, bir o kadar da savaştan bıkmış bir muhalefet buldu.

    muhaliflere en büyük desteği verenler ise kanada ve hindistan gibi büyük dominyonlardı.

    savaş kararı alabilmek için kanada ve hindistan'ın da oluru gerekliydi.
    söz isteyen kanada temsilcisi "konu hususunda kararın kanada parlamentosunda alınacağını belirterek, savaş kararı alınacaksa bu kanada'yı bağlamaz, kanada parlamentosu savaş kararını kendi alır, londra'da değil" diyerekten kanada'nın ingiltere'ye karşı ilk siyasi ayrılığını başlatmış oldu.

    kanada'nın gösterdiği bu tepkiye avustralya, yeni zelanda ve hindistan'da destek verince britanya parlamentosunda bir kriz başgösterdi.
    işte bu kriz sonrası ise lloyd george ve partisi liberal parti istifa etmek zorunda kaldı.

    dünya tarihinde "çanakkale krizi"(chanak affair) olarak bilinen bu kriz, ingiltere'de hükümeti devirmiş, lloyd george'un siyasi hayatını bitirmiştir.
    lloyd george'un yerine gelen geçici hükümet ise ankara'nın tüm isteklerini kabul etmek zorunda kalmış ve tek kurşun dahi atılmadan hem çanakkale, hem de istanbul geri alınmıştır.
    https://en.wikipedia.org/wiki/Chanak_Crisis
    https://www.tandfonline.c...308851?journalCode=fdps20

    yani, ingiltere kendine bağlı kanada, avustralya, yeni zelanda ve hindistan gibi ülkelerden yeni bir savaşa girişecek desteği bulamadığı için ankara'nın tüm taleplerini kabul etmiş, çanakkale krizi sonrası toplanan mudanya mütarekesi'nin imzalanmasının hemen ardından çanakkale boğazı ve trakya türkiye'ye teslim edilmiş, ilk türk kuvvetleri de işgale son vermek amaçlı 19 ekim 1922'de refet paşa (bele) komutasında istanbul'a girmiştir.

    lakin yine mudanya mütarekesi gereği, "barış antlaşması imzalanmadan işgal kuvvetleri istanbul'u terk etmeyecek" maddesine göre, son ingiliz birlikleri lozan antlaşması'nı takiben 4 ekim 1923'te dolmabahçe'de türk bayrağını selamlayarak şehirden ayrılmış, 6 ekim 1923'te ise şükrü naili paşa (gökberk) komutasındaki 3. kolordumuz istanbul'a girerek istanbul'un işgalini resmen sona erdirmiştir.
    atatürk ve kurtuluş savaşına iftiralara cevaplar

    mudanya mütarekesi'nin ilgili maddesi;
    atatürk ve kurtuluş savaşına iftiralara cevaplar

    mudanya mütareke sözleşmesi tam metni;
    https://www.ttk.gov.tr/wp...016/11/4-1922_Mudanya.pdf

    son olarak istanbul'un tek kurşun atılmadan alınması mevzusunda eklemek istediğim bir anekdot daha var.

    1922 yılı temmuz ayında akşehir'deki ordu karargahında büyük taarruz hazırlıklarının son aşamasında, kut'ül ammare'de esir alınan ingiliz generali charles townshend britanya ordusunun elçisi sıfatıyla mustafa kemal paşa ile görüşmeye gelmişti.
    niyeti pazarlık etmekti, lakin bizim şartlarımız belliydi. işgalin sona erdirilmesi ve tam bağımsızlık...
    işte o görüşmede mustafa kemal paşa, general townshend'e bir hediye ile birlikte bir mesaj iletti...o mesaj ingilizler tarafından çok net alındı.
    okuyunuz;
    (bkz: atatürk ün ingiliz generaline verdiği ayar/#40397036)

    -------------------------------------------------
    geçelim 2. iftiraya...

    2)mustafa kemal ingilizlerle işbirliği yaptı, milli mücadelede ingilizler ile işbirliği içindeydi, ingiliz valisi olmak istedi.

    ingilizler istanbul'da kendilerine bağlı bir hilafet ve kendilerine bağlı bir hükümet ile hem islam dünyasını hem de osmanlı devleti'nin kalan topraklarını yönetmeye çalışırken, öte yandan mustafa kemal önderliğindeki milli mücadele de 23 nisan 1920'de büyük millet meclisi'ni açarak ingilizlerin bütün planlarını suya düşürüyordu.

    esasen ingilizler mustafa kemal'in samsun'a çıkmasının ardından gerçek niyetini anlamışlar ve mustafa kemal ve onunla birlikte hareket edenleri sürekli suikastler ile ortadan kaldırmak, yahut tutuklatıp istanbul'a geri getirmek için uğraşmışlardır.

    ingilizlerin bu konudaki ilk girişimleri erzurum kongresi'nin öncesinde olmuştur.
    https://i.ibb.co/6np56Y1/belge1.jpg
    https://i.ibb.co/D9Dfk4d/belge2.jpg

    ve yine mustafa kemal'e suikast planları yaparlar.
    https://i.ibb.co/R9ZG32Q/belge3.jpg
    https://i.ibb.co/G9wwtrY/belge4.jpg

    e hani kadir mısıroğlu, mustafa armağan, fatih tezcan'a göre atatürk ingiliz valisi olmak istiyordu(!), ingiliz işbirlikçisiydi(!) ya hani?
    ingilizler neden kendi adamlarını(!) tutuklatmak, hatta suikast ile öldürtmek istesin ki???

    ingilizlerin mustafa kemal'e suikast için gönderdikleri en bilinen kişi de mustafa sagir'dir.
    bu mustafa sagir de, yukarıda suikast belgesinde gördüğünüz ingiliz muhipleri cemiyeti başkanı sait molla iti tarafından yönlendirilmiştir.
    fakat ingilizlerin mustafa kemal'e suikast için gönderdiği mustafa sagir yakalanmış, itiraflarda bulunmuş lakin istiklal mahkemeleri tarafından mayıs 1921'de idam edilmiştir.

    mustafa sagir'den başka hint müslümanı bir başka ingiliz ajanı da bupsy paury'dir, fakat paury açığa çıkınca kaçmayı başarmış, mustafa sagir gibi olmamıştır.

    mustafa sagir olayının patlamasından sonra da ingilizler bu emellerinden vazgeçmemiş, mustafa kemal ve yanındaki komutanlarımızı ortadan kaldırmak için başka tetikçiler, suikastçılar göndermeye devam etmişlerdir.
    https://i.ibb.co/xfHfnQt/belge5.jpg
    https://i.ibb.co/zZm64C8/belge6.jpg
    https://i.ibb.co/Jx3YvN8/belge7.jpg
    https://i.ibb.co/P45fJk7/belge8.jpg
    https://i.ibb.co/rtphvtW/belge9.jpg

    ingilizlerin anadolu'daki milli mücadeleyi bitirmek için istanbul'da kurdukları bir istihbarat örgütü bile vardı.
    black jumbo adı verilen bu örgüt, ingiliz istihbaratı mi6'nın istanbul merkezli, türk kurtuluş savaşına ve milli kuvvetlerin istihbari faaliyetlerine karşı olarak kurmuş olduğu casus ve kontrespiyonaj ağına verilen addı.
    (bkz: ingilizlerin istanbul daki örgütü black jumbo/#40620495)

    black jumbo casusları genelde müslüman osmanlı vatandaşlarından oluşurdu.
    tabi bunların dışında rum, ermeni, yahudi üyeleri de vardı.

    black jumbo'yu binbaşı john bennet yönetiyordu.
    john bennet kusursuz türkçe konuşuyordu. bir müslümandan ayırt edilemezdi, sırf bunun için sünnet bile olmuştu.

    john bennett'i fatih tezcan, mustafa armağan, kadir mısır püskülü gibiler iyi tanırlar.
    hani atatürk'ün samsun'a gidişinde vize veren ingiliz subayı. bu vize verme işleminden dolayı da atatürk'ü ingiliz işbirlikçisi yapar bu mallar. halbuki istanbul'dan ayrılacak herkese ayrılma iznini veren kişi john bennett'ti...

    neyse, black jumbo'ya dönelim biz...

    john bennet'in emrindeki türk ve müslüman casuslardan en önemlileri şunlardı;
    -herekeli terzi mehmet.
    -diş hekimi ahmet ihsan.
    -mahmut hamdi.

    john bennet'in üstünde ise albay nelson bulunmaktaydı.
    bennet'e bağlı ajanlar ve black jumbo üyesi diğer casuslar işte bu albay nelson'a bağlıydı.
    albay nelson'un bilinen adı ise ramiz bey'di.

    işbölümüne gelince, istanbul'daki işleri john bennet, anadolu'daki faaliyetleri ise albay nelson idare ediyordu.

    ---------------------------
    ara not: black jumbo mensubu olan ingiliz ajanlardan biri wilfred dunderdale'ydi.
    kim bu wilfred dunderdale?
    wilfred dunderdale, ingiliz yazar ian fleming'in yarattığı james bond karakterinin esin kaynağı olan casus...
    yani meşhur james bond bile kurtuluş savaşımızda bizimle uğraşmış, ama başedememiş işte...
    (bkz: james bond un kurtuluş savaşında ajanlık yapması/#40612452)
    --------------------------------

    black jumbo tüm bu suikast planlarında başarısız olunca, john bennett işi kendisi yapmak istemiş, anadolu'ya geçerek atatürk'ü kendisi öldürmek istemiş, lakin karakol örgütü ve mim mim grubu'nun istihbaratları sonucunda bu girişim de başlamadan bitmişti.
    https://i.ibb.co/swPct4s/bennett.jpg

    ingilizlerin tüm bu girişimlerine karşı mustafa kemal paşa ne yapıyordu peki?
    bunu da geçtiğimiz günlerde paylaştım. mustafa kemal paşa ingilizleri en çok korktukları şey ile tehdit ediyordu...sömürgeleriyle
    (bkz: 1 mayıs 1920 ingiliz the mail gazetesi manşeti/#43226600)
    atatürk ve kurtuluş savaşına iftiralara cevaplar

    iftiracı tayfanın bir başka iddiası daha var.
    belgelerlegerçektarih.com diye bir site var.
    fatih tezcan, kadir mısıroğlu, mustafa armağan üçlüsünün ürettiği sahte belgeleri sosyal medyada pazarlama ve aktrollere ulaştırma amacıyla faaliyet gösteriyor. bu sitenin paylaştığı bir sözde belge şu;
    https://i.ibb.co/xgY1hqZ/blg.jpg

    bunların iddiasına göre ingilizler 1921 yılında bize cephane yardımı yapmışlar...bu iddialarını da hikmet bayur'un yazdığı bir kitaba dayandırıyorlar.

    ne var ki bu iddia da çamur at izi kalsın tipi klasik fetö iftirasından başka bir şey değil.

    bahsedilen kitaptan bir paragrafı cımbızlamışlar ve buradan "atatürk'ü ingiliz işbirlikçisi" yapmışlar ve "ingilizlerin atatürk'e silah ve mühimmat verdiği" iftirasını atıyorlar.
    lakin aynı kitabın sonraki sayfalarında ingilizlerin görüşme teklifinin mustafa kemal tarafından reddedildiği ve iyi niyet göstergesi olarak gelen cephanelerin kabul edilmediği konusuna hiç değinmezler.
    bunun da belgeleri şurada;
    https://i.ibb.co/k1nk9nx/...format-jpg-name-small.jpg
    https://i.ibb.co/nsv7jvK/...format-jpg-name-small.jpg
    https://i.ibb.co/QHK0NP2/...format-jpg-name-small.jpg
    https://i.ibb.co/YR6tkjq/...format-jpg-name-small.jpg

    görüldüğü üzre belge diye koydukları aynı kitaptan bu sayfalar. yani bir cümleyi cımbızlayıp algı yapmışlar olay örgüsünün devamını okumadan...
    -----------------------------------------

    geçelim 3. iftiraya...

    3)kurtuluş savaşında ingilizlerle neden hiç savaşılmadı?
    deli saçması bir iftira daha.
    yukarıda gördük.
    diplomasi, ajanlar, istihbarat, kontrepiyonaj vb...
    "hani nerde kurşun? nerde ingilizlerle savaştığımızın belgesi" diye soranlar için, onun da belgeleri var.
    bakınız aşağıdaki belge ingiliz belgelerinden. haziran 1920'de izmit ve çevresinde meydana gelen çatışmalar.
    https://i.ibb.co/3NLwCM7/belge11.jpg

    izmit çatışmalarına dair bir başka ingiliz belgesi;
    https://i.ibb.co/6wCMvqj/...format-jpg-name-small.jpg

    ingilizlerle olan diğer çatışmalar şöyledir;

    i)5 eylül 1919'da, birer ingiliz-fransız taburu dörtyol'un gürlevik mevkiinde, işgalcilere karşı çıkan kara hasan'ın kuvvetini kuşatır. çatışma sonunda, oldukça zayiat veren ingiliz ve fransızlar, dörtyol'a çekilirler.

    ii)27 eylül 1919'da, merzifon'daki ingiliz birliği samsun'a, kendisini izleyen bir kuva-yı milliye birliği ile çarpışa çarpışa çekilir.

    ii)21 haziran 1920'de, 150 kişilik bir türk birliği çamlıca'daki ingiliz mevkilerine saldırır, top ve makineli tüfek ateşiyle püskürtülür.

    iv)25 haziran 1920'de, yunan ilerlemesini kolaylaştırmak için mudanya'ya çıkan ingiliz kuvvetini, türk birliği ateşle karşılar, bazı kayıplar verdirir ve geri çekilir, akşam ingilizlerin çekilmesi üzerine mevzilerine geri döner.

    mudanya'da şehit olan şükrü çavuş ve arkadaşları adına dikilen anıt bugün mudanya'daki iskele meydanındadır.
    atatürk ve kurtuluş savaşına iftiralara cevaplar

    şu da şükrü çavuş'un ingilizlerle çatıştığına dair resmi belge;
    https://i.ibb.co/9V0pt8K/belge12.jpg

    v)ingilizlerle kurtuluş savaşı sırasında yaptığımız muharebelerden biri de güney cephesindeki revandiz harekatıdır.
    revandiz harekatı da kurtuluş savaşımızda nedense fazla bahsi geçmeyen muharebeler dizisidir ve ingilizlere karşı verilmiştir.
    (bkz: kurtuluş savaşının bilinmeyen cephesi revandiz/#42137933)

    yani ingilizlerle çarpışmış mıyız? evet. kurşun atmış mıyız? evet.

    istiyorlarsa yeniden gelebilirler.
    biz her zaman buradayız...
    -------------------------------------------

    ve 4. iftira...

    4)atatürk ingilizlerin isteği ile halifeliği kaldırdı.

    iftiracı vatan hainlerinin en önemli iddialarından biri de "halifeliğin kaldırılmasını ingilizlerin istediği" konusunda.

    oysa ki 1. dünya savaşı sonrası, istanbul ve anadolu'nun işgalinde halifelik makamı tamamen ingiliz çıkarları için kullanılmış, iyice rezil kepaze edilmiştir.
    işgal yıllarındaki osmanlı padişahı ve aynı zamanda halife olan vahdettin, halifelik makamını kendi bekası ve ingiliz çıkarları için kullanmaktan asla tereddüt etmemiş, "ingiliz ve yunan orduları halifenin ordusudur" fetvası yayınlanmıştır.

    atatürk'ün ve tbmm'nin esasen "halifeliği kaldırmak" diye bir düşüncesi yoktu.

    lakin vahdettin'in ingiltere'ye sığınması ve ingilizlerin vahdettin'in halifelik makamından faydalanarak himayesi altındaki müslümanlara zulme devam etme planı idrak edilmişti.

    evet, ingilizlerin planı buydu ve ingiltere, daha doğrusu britanya imparatorluğu o dönemde dünyada en çok müslüman nüfusa sahip devletti...

    tabi türk kurtuluş savaşı ve türklerin kazandığı zafer en büyük takdir ve alkışları işte bu britanya sömürgesi olan müslüman milletlerden almıştı.
    hepsi mustafa kemal'i kurtarıcı olarak görüyor, hepsi de türkler gibi zafer kazanmayı umut ediyorlardı. (özellikle hindistan müslümanları)

    hindistan, britanya imparatorluğunun hayat damarıydı ve hindistan müslümanlarının atatürk'ü ve türk zaferini örnek alıp ingiliz hakimiyetine baş kaldırması ingilizlerin en büyük kabusuydu.

    bu yüzden vahdettin'i "halife" sıfatıyla hindistan müslümanları'nın başına geçirmek istediler.

    işte tam bu anda türkiye büyük millet meclisi osmanlı hanedanından abdülaziz han'ın oğlu abdülmecid efendi'yi 19 kasım 1922'de halife ilan etti.

    bakınız, saltanat 1 kasım 1922'de kaldırıldı, vahdettin ise 17 kasım 1922'de türkiye'yi terk etti.

    kurtuluş savaşı zaferimizin tescil edildiği 11 ekim 1922 mudanya mütarekesi ve akabinde 5 kasım 1922'de refet bele komutasındaki türk silahlı kuvvetleri'nin istanbul'a girişi ile ingilizler vahdettin'in halifelik makamını kullanmak, ukdelerine almak için planlara başladılar.

    amaçları yukarıda da belirttiğim gibi vahdettin'i halife olarak hindistan'a yerleştirmek ve buradaki müslümanları kontrol altında tutmaktı.

    saltanatın kaldırılması ve abdülmecid efendi'nin halife ilan edilmesi arasında geçen 19 günlük süre boyunca ingilizler bu planı uygulama çabasına giriştiler. fakat abdülmecid efendi'nin halife ilan edilmesi bu planı bozmuş oldu.

    britanya imparatorluğunda mudanya mütarekesi sonrası bu planlar yapılıyordu işte. hatta bunun için hindistan bakanlığı, hindistan kral naipliğine mektup yazmış ve vahdettin'in hindistan'da halife olması için görüş almıştır.

    hindistan kral naipliği'nin 10 kasım 1922'de ingiltere hindistan bakanlığına gönderdiği yanıt ise bunun mümkün olmadığını, hindistan müslümanlarının vahdettin'i istemediğini britanya hükümetine bildirmiştir.

    söz konusu 10 kasım 1922 tarihli mektubun özeti şudur;

    --- spoiler ---
    "padişahın halifeliği dışında, kendisi hindistan’da pek az tanınmıştır ve türkiye’nin işgali sırasında, onun ingilizlerin aleti olduğundan kuşkulanılmaktadır. dolayısıyla, genel eğilime göre onun tahttan indirilmiş olması hindistan’da ilgisizlikle karşılanmıştır. mustafa kemal ise ülkesinin kurtarıcısı ve islam’ın şampiyonu olarak görülmektedir. ” (ida, fo 371/7913/e 12699: kral naibinden hindistan bakanlığı’na ivedi, özel ve gizli telgraf, 10.11.1922)
    --- spoiler ---

    ne demiş?
    "mustafa kemal ülkesinin kurtarıcısı ve islam'ın şampiyonudur." demiş.

    başka ne demiş?
    "padişah ingilizlerin kuklasıdır onu ülkemizde istemiyoruz" demiş.

    burada kullanılan "şampiyon" sıfatı, bir spor müsabakası şampiyonu değil, bir amaç uğruna bir ulusu, bir topluluğu temsil eden ve o topluluk için mücadele eden sembol isimdir...

    işte bu şartlar altında önce abdülmecid efendi'nin halife ilan edilmesi ingilizlerin planlarını alt üst etmiş ve halifelik makamı üzerinden müslümanlara zulüm edilmesinin önüne geçilmiştir.

    bundan sonra abdülmecid efendi ve halifelik makamı, her şeyin üzerinde olan tbmm'nin kudreti altında olmuş ve daha sonra 16 ay sonra türkiye cumhuriyetindeki iki başlılığı kaldırmak ve cumhuriyet değerlerine daha sıkı bağlanmak için halifelik makamı kaldırılmıştır...

    yani, halifeliğin kaldırılmasını isteyen ingilizler değildir, bilakis ingilizler halifelik makamını sömürgesi altındaki müslümanları ezmek için kendi uhdelerinde devam etmesini istemiş, lakin mustafa kemal atatürk bu kirli oyuna mani olmuştur...

    halifelik makamı ingilizler için o kadar önemliydi ki, halifeliğin kaldırılmasından 13 yıl sonra 1937'de dahi halifelik ingilizlerin gündemindeydi.
    belge.

    ek olarak:
    fransız belgelerinde halifeliğin kaldırılması.
    ---------------------------------------------------
    sonuç olarak;

    bütün bu yazdıklarımız, tarihi gerçekler ve belgelerin ışığında

    1)istanbul'a tek kurşun atmadan geri alınması yalan mı? yalan.

    2)mustafa kemal paşa'nın ingiliz valisi olmak istediği ve ingiliz işbirlikçisi olup ingilizlerden destek aldığı yalan mı? yalan.

    3)ingilizlerle hiç çarpışmadığımız yalan mı? yalan.

    4)ingilizlerle halifeliği kaldırmak şartıyla anlaşarak girdiğimiz yalan mı? yalan.

    tüm bunları belgeleri ile sunmaya çalıştım. buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim...

    #tarih
    58 -8 ... tengir budun
  • şeyhine karısını sunup halife olan menzilci sofi

    .
    nereden bakarsanız toplum tarafından gavas olarak adlandırılacak sofidir.

    evet, menzil gavsı tarafından bir sınava tabi tutulan ibrahim ethem adlı bir sofi, evinde misafir ettiği şeyhinin canı kadın çekince kendi karısını süsleyip püsleyip şeyhine sunmaktan geri kalmamıştır.
    şeyhi de bu bağlılığının karşılığında ona halifelik vermiştir.
    şeyhine karısını sunup halife olan menzilci sofi

    söz konusu hikaye görselde de gördüğünüz üzre "seyyid abdülhekim el hüseyni(gavs-ı bilvanisi) nin "sohbetler" adlı kitabında geçiyor.(sayfa 118-119)

    not: içeriğin geçtiği kitap şu;
    şeyhine karısını sunup halife olan menzilci sofi

    bu giriyi silecek moderatore not:
    Adamların kendi yazıp okudukları kitapta geçen ifade. Yasal yönden zor durumda bırakma imkanı yok. Küfür yok hakaret yok buyur sil canım.
    31 -5 ... tengir budun
  • joe biden

    .
    koyu kürtçü ve trumptan çok daha islami terör destekçisi olabilme potansiyelli olan fosildir. yine ortadoğudan kan kokuları geliyor. bu ülkeden de dünyadan da bıktırdılar..
    5 -2 ... sweetredheart
  • sigara adı ile hava atan mal

    .
    Bu anonim denen tip korkunç derecede takıntılı. Allah yardım etsin zor.
    4 ... erkeksi bayan buse
  • türk musevileri

    .
    (bkz: karaylar)
    (bkz: karaimler)

    Sinop'un sadece birkaç yüz km ötesinde Kırım Bahçesaray Çufutkalede ikibin yıllık tapınakları olan Türklerdir.

    Tabii bazı mallar ne var bunda diyecek. Anadolu'da Malazgirt öncesi türk varlığına en büyük delili anlayamazlar.
    Adamlar iki bin senedir orada. Yani Anadolu'nun fethinden binsene önce. Demek ki biz coğrafya da tahminlerde çok eskiyiz. Bunun da en büyük delili Musevi Türkler.

    Adamlar çatır çatır türk ikibin sene önce ibrani harfleriyle Türkçe yazmışlar.

    Ne kürdü ne arabı ne Ermenisi ne de Kafkas kırmaları.
    Türk Türk Türk.
    1 -1 ... gedikpasa
  • muhsin yazıcıoğlu

    .
    muhsin yazıcıoğlu
    6 -3 ... phileo sophia
  • turhan feyzioğlu

    .
    ecevit ile birlikte kemalizm'i terk eden, sola kayan sahte chp'ye karşı direnen; bu nedenle gerçek dışı suçlamalara maruz kalmış kişi. siyasi hayatı boyunca daima ordudan yana tavır almıştır, çünkü kemalizm'e sadık tek kurumun o olduğunun bilincindedir.

    aslında turhan feyzioğlu kemalizm'i son derece doğru kavramış ender kişiliklerden birisidir. ona saldıran ve gardırop atatürkçüsü gibi sıfatlar yakıştıran solculardan daha büyük gardrop atatürkçüsü yoktur kanaatimce. netekim kemalizm hakikaten de sol falan değildir. kemalizm tıpkı feyzioğlu'nun savunduğu gibi hem şeriatçılığa hem sola karşı olan, elitist ve militarist bir görüştür. solcular ne yazık ki romantik hayal dünyalarından dolayı atatürk'ü kavrama yetisinden yoksun kimselerdir. gerçek atatürkçü/kemalist turhan feyzioğlu gibi adamlardır. ancak ne yazık ki bu adamın halkta bir karşılığı olmamıştır, çünkü bu halk ya dinci ya solcu yobazlığına saplanmaktadır. çünkü bu halkın kapasitesi henüz atatürk'ü kaldıracak kadar yüksek değildir.
    4 -1 ... ulusalci kemalist
  • muhalifler 2023 te de kaybedince napacak sorunsalı

    .
    Yine kaybedilirse Kılıçdaroğlu kendini eleştiren bir kaç cılız sesi de "hesap ortada arkadaşlar geçen seçime göre ben oylarımızı yüzde 0,4 arttırdım" deyip susturacak ve tasfiye sürecini başlatacaktır.
    9 ... cay tozu
  • chp nin iktidar olmak istememesi

    .
    Artık yüzde yüz inandığım durum. AKP ne kadar kötü siyaset yaparsa yapsın CHP sanki bilerek ve isteyerek oyları düşsün, AKP den oy kayması olmasın diye çıkıp hdp ye destek veriyor, teröristlerle el tutuyorlar. Erdoğan ın en büyük adamı Kemal kılıçdaroğlu.
    6 ... sakinsaki
  • brakisefal

    .
    avrupalıların kafataslarına verilen isim değildir. çünkü avrupalı kavimlerin çoğunun kafatası brekisefal değil, dolikosefal yani uzun kafalıdır. kuzey cermen halklarında bu daha da belirginleşir. hem beyaz ırktan olup hem de brekisefal kafatasına sahip olma özelliği yanlızca türk ırkı'na mahsustur.
    6 -2 ... migfer
  • ziya gökalp

    .
    Türk milliyetçiliğinin babası bir türk

    Bizzat kendisinin Ali Kemal'e diye bir şiiri var Kürt olduğu iddialarına Karş duyurulur sizin gibi Ali Kemal piçlerine.
    5 ... total blackness